Akdeniz’in kıyısında, zamanın yavaşladığı, dalgaların kıyıya yumuşakça vurduğu, rüzgarın çam ağaçlarının arasında huzurla dolaştığı bir yer hayal et. Ne gürültülü kalabalıklar, ne korna sesleri, ne de şehirden alıştığımız o yoğun telaş... Sadece doğanın sesi, sadece doğanın ritmi. İşte tam olarak böyle bir yer Sazak Koyu. Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Adrasan beldesinin batısında, denizle ormanın kucaklaştığı bu koy, yıllardır sessizliğini koruyan bir doğa harikası.
Adrasan, belki de Antalya’nın en sakin köşelerinden biri. Turizm rüzgârının henüz tam anlamıyla uğramadığı, küçük pansiyonların ve samimi işletmelerin olduğu, doğanın büyük oranda hâkimiyetini koruduğu bir belde. Ama Adrasan’ın bile daha az bilinen, daha çok “keşfedenin” bildiği yerleri var. Sazak Koyu, işte bu yerlerden biri. Ne otel var ne kafe. Ne şezlong kiralayanlar ne de yüksek sesli müzikle doğayı delen işletmeler. Doğayla baş başa kalmak isteyenlerin sığınağı gibi.
Bu yazıyı okurken belki sen de kendini orada hayal edeceksin. Sırtında çantan, ayaklarının altında toprak, burnunda çam kokusu, kulağında dalgaların kıyıya çarpan sesi... Zamanın anlamsızlaştığı bir yer Sazak. Şehirden, stresten, gürültüden kaçmak isteyenlerin, “biraz durmak” diyen ruhların koyu. Belki telefonun bile çekmeyecek, belki saatine bakma ihtiyacı bile hissetmeyeceksin. Çünkü burada zaman, güneşin gökyüzünde yaptığı yolculukla ölçülüyor.
Sabahın ilk ışıkları çam ağaçlarının arasından süzülüp denizin üstüne vurduğunda, sanki dünya yeni uyanıyor gibi olur. Geceleri yıldızlar, şehirde hiç göremediğin kadar parlak. Gökyüzü sanki biraz daha yakın burada. Her şey saf, her şey olduğu gibi. Masmavi bir deniz, tertemiz bir hava, kuşların ötüşü, kayalıklarda güneşlenen küçük kertenkeleler...
Sazak Koyu’nun en büyüleyici yanı, belki de hiçbir şeyi abartmaması. Ne iddialı bir “turistik cazibe merkezi” olma derdi var, ne de sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan yapaylık. Doğal haliyle güzel, kendi halinde muhteşem. İnsan buradayken fazla konuşmak istemiyor. Sadece izlemek, dinlemek, hissetmek istiyor.
Buraya ulaşmak biraz zahmetli olabilir ama belki de bu yüzden değerli. Herkesin kolayca ulaşamadığı, herkesin uğrayıp geçemediği yerler daha anlamlı değil mi zaten? Emeğinin karşılığını doğanın saf güzelliğiyle aldığın yerler… Sazak Koyu, o nadir yerlerden biri. Bir kere gidenin, kalbinin bir köşesinde hep taşıdığı bir anıya dönüşüyor.
Bu yazıda seni Sazak Koyu’na götüreceğim. Belki de şu an şehirde, bir ekranın karşısında oturuyorsun. Ama zihninde, hayalin Sazak’ta olsun. Gözlerini kapat ve hayal et: güneşin sıcaklığı teninde, çamların gölgesi üzerindeki serinlik, tuzlu Akdeniz kokusu ciğerlerinde… Adım adım bu saklı cennete yürüyelim. Çünkü bazı yerler sadece görülmek için değil, hissedilmek için var.
Sazak Koyu, Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı, doğasıyla göz kamaştıran Adrasan beldesinin batısında yer alıyor. Hemen yanı başında Ceneviz Koyu bulunuyor; iki koy da birbirine oldukça yakın ve genellikle birlikte anılıyor. Ancak Sazak Koyu, daha az bilinen ve ulaşımı biraz daha zahmetli olan tarafıyla, doğa tutkunlarının özel keşif noktası.
Bu bölgedeki yollar, doğanın ritmini bozmamak adına bilinçli olarak fazla el değmeden bırakılmış. Betonlaşma yok, asfalt yok, büyük oteller hiç yok. İşte tam da bu yüzden Sazak Koyu’na ulaşmak biraz çaba gerektiriyor. Ama bu çaba, sonunda karşılaşacağın manzarayla kıyaslanamayacak kadar küçük kalıyor. Çünkü bu koy, adeta “zor ulaşılan her yer daha değerlidir” sözünün somut bir kanıtı gibi.
Eğer yürümeyi seviyorsan, Sazak Koyu’na gitmenin en güzel ve en doğaya saygılı yolu, yürüyerek ulaşmak. Üstelik bu yürüyüş öylesine bir yol değil; Likya Yolu gibi dünyaca ünlü bir rotanın bir parçası. Bu rota, hem tarihi hem de doğal güzellikleriyle biliniyor. Yol boyunca yalnızca doğanın sesini duyarak, kendinle baş başa kalacağın sakin bir yürüyüş bu.
Yürüyüş Adrasan sahilinden başlıyor ve yaklaşık 8 ila 9 kilometrelik bir parkuru kapsıyor. Yolda ilerledikçe zakkum çiçeklerinin pembe tonları sana eşlik ediyor, çam ağaçlarının arasında ilerledikçe gölgeler serinliğini arttırıyor. Bazen deniz kenarından, bazen hafif yükseklerden geçiyorsun. Manzara yer yer nefes kesici hale geliyor. Özellikle yukarıdan baktığında masmavi denizle yeşilin buluştuğu noktalar, yorgunluğunu alacak kadar büyüleyici.
Elbette bu parkur düz değil; taşlık, dik ya da toprak yollar var. O yüzden uygun ayakkabılar giymek şart. Ama doğanın ortasında ilerlemenin verdiği o özgürlük hissi, bu küçük zorlukları hemen unutturuyor.
Yürüyüş yerine daha konforlu bir seçenek arıyorsan ya da vakitten kazanmak istiyorsan, Sazak Koyu’na deniz yoluyla ulaşmak da mümkün. Adrasan sahilinden kalkan günübirlik teknelerle, sadece Sazak Koyu’nu değil, çevresindeki diğer eşsiz koyları da görebileceğin harika bir rota seni bekliyor.
İşte bu deneyim, genellikle Adrasan Tekne Turu olarak anılıyor. Sabah saatlerinde sahilden kalkan tekneler, gün boyunca Sazak Koyu’nun yanı sıra Ceneviz Koyu, Suluada, Amerikan Koyu ve daha birçok bakir noktada duruyor. Her biri ayrı güzellikte ve her biri birbirinden farklı bir ruh hali sunuyor.
Tekneyle Sazak Koyu’na yaklaşırken denizin rengi, açık mavi tonlardan başlayarak giderek daha derin bir turkuaza dönüşüyor. Tekne koyun içine süzülürken altını görebileceğin kadar berrak bir su karşılıyor seni. Denize atlayanların suya değdiği an çıkardığı ses bile yankılanıyor sessizlikte. Bu berraklık ve temizlik, doğanın dokunulmamışlığının en somut kanıtlarından biri.
Tekneyle gitmenin bir diğer güzelliği, karadan ulaşması zor olan koyları bir günde gezebilme imkânı sunması. Ama şunu da belirtmek gerekir: Sazak Koyu’nda fazla zaman geçirmek istiyorsan, özel bir tekne kiralamayı düşünebilirsin. Çünkü bazı turlar bu koyda sadece kısa bir mola verip geçebiliyor.
Sazak Koyu’na adım attığında seni ilk karşılayan şey ne deniz ne güneş... Sessizlik.
Gerçek, derin bir sessizlik. Şehirden alışık olduğumuz karmaşanın, motor seslerinin, kornaların olmadığı bir sessizlik değil bu. Doğanın kendi sesinin duyulabildiği bir ortamdan söz ediyorum. Rüzgar, çam ağaçlarının arasında usulca dolaşırken yaprakları nazikçe titretiyor. Arada bir bir kuş ötüyor, bir martı çığlığı uzaktan yankılanıyor ya da kıyıya hafifçe vuran dalga sesi sana “hoş geldin” diyor.
Burada zaman, modern yaşamın ritminden kopuyor. Telefonun çekmeyebilir, internete ulaşamayabilirsin. Ama zaten burası o dünyadan biraz uzaklaşmak isteyenlerin yeri. Sessizliğiyle, doğallığıyla insanı içinden yakalayan bir dinginlik sunuyor Sazak Koyu.
Koyun karaya bakan tarafı neredeyse tamamen yoğun bir çam ormanıyla kaplı. Bu yeşil örtü, sadece gölge değil; aynı zamanda bir koku, bir his, bir atmosfer yaratıyor. Sabah erken saatlerde burada yürümek ya da çamların altında sessizce oturmak, zihinsel bir arınma gibi. Doğanın içinde oturup hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek, burada bir lüks değil; tam tersine, en anlamlı aktivite.
Bu ormanlık alanlar, kampçılar için de adeta biçilmiş kaftan. Özellikle kalabalıktan uzak, doğayla iç içe bir gece geçirmek isteyenler için bu koy oldukça cazip. Çamların altında, yıldızların altında kurulacak bir çadır, hafif bir rüzgar ve dalga sesi eşliğinde uyumak… Bunu tarif etmek zor, ama yaşadığında bir daha unutamayacağın bir deneyim.
Bu noktada küçük bir not düşelim: Adrasan Kamp Alanları arasında en özgür hissettiren noktalardan biri burası. Herhangi bir tesis ya da yapı olmadığı için tamamen doğayla baş başa kalıyorsun. Ama aynı zamanda her şeyini kendin getirmen gerektiğini de unutma: su, yiyecek, çöp poşeti, kamp ekipmanı…
Sazak Koyu’nun en büyüleyici yönlerinden biri de denizi. Burada su öylesine berrak ki, tekneyle koya yaklaşırken dibi görebiliyorsun. Kayalık zemin ve taşlık yapısı sayesinde suyun berraklığı daha da belirgin hale geliyor. Berrak, tuzlu ve tertemiz bir deniz... Yüzmeyi seven biriysen, suya ilk adımını attığında zaten kopmak istemeyeceksin.
Kıyıdan yavaşça derinleşen deniz, yüzme bilen yetişkinler için oldukça keyifli. Ancak çocuklarla geliyorsan dikkatli olmanda fayda var; çünkü bazı bölümler birden derinleşebiliyor. Deniz ayakkabısı giymek hem kayalıklardan hem de olası deniz kestanelerinden korunmak için iyi bir fikir olabilir.
Şnorkel meraklıları için ise Sazak Koyu adeta bir su altı cenneti. Gözlük ve şnorkelinle biraz açıldığında, küçük balık sürülerini, deniz bitkilerini ve kayalıkların arasında saklanan canlıları izleyebilirsin. Suyun içinde saatlerce kalmak isteyeceğin bir sakinlik ve güzellik var.
Sazak Koyu’nun doğası, onu sadece güzel bir yer yapmıyor; aynı zamanda iyileştirici bir yer haline getiriyor. Burada denize girerken, çamların arasında yürürken ya da sadece gölgede uzanırken hissettiğin şey: huzur.
Gerçek, saf, katıksız huzur.
Sazak Koyu sadece bir yüzme noktası değil, aynı zamanda doğayla baş başa kalmak isteyenler için muhteşem bir kamp alanı. Eğer çadırını sırtına alıp doğada bir gece geçirmek istiyorsan, bu koy sana tarifsiz bir deneyim sunabilir. Tesis yok, lüks yok, elektrik yok. Ama onun yerine, gökyüzünde parlayan yıldızlar, dalga sesleri ve çam ağaçlarının fısıltısı var.
İşte tam da bu sebeple Sazak Koyu, doğaya saygılı ve hazırlıklı kampçılar için adeta bir hazine gibi. Kendi halinde, sessiz ve temiz kalmış bu alanı keşfederken “daha ne isteyebilirim ki?” dememek elde değil.
Sazak Koyu’nda herhangi bir tesis bulunmuyor. Yani duş, tuvalet, elektrik, su gibi imkânlar yok. Her şey senin hazırlığınla sınırlı. Bu da doğaya zarar vermeden, özenli bir şekilde kamp yapmayı gerektiriyor.
İşte Sazak Koyu’nda kamp yapmadan önce bilmen gerekenler:
Su mutlaka yanına alınmalı. Yaz aylarında sıcaklık oldukça yüksek olabiliyor ve yürüyerek ulaşacaksan su ihtiyacını düşünerek hareket etmelisin.
Gıda ve atıştırmalıklar taşınabilir, bozulmayacak şekilde planlanmalı.
Çöp poşeti olmazsa olmaz. Ne getiriyorsan onu götürmelisin. Koyun temiz kalması için herkesin bireysel sorumluluğu büyük.
Güneş kremi, şapka ve ince uzun kıyafetler seni hem güneşten hem de böceklerden koruyacaktır.
Uyku tulumu ve ince mat konforlu bir gece geçirmen için yardımcı olur.
Kafa lambası veya el feneri, özellikle akşam saatlerinde olmazsa olmazlardan.
Sessizlik ilkesi burada doğrudan uygulanıyor. Yüksek sesli müzik, bağırış çağırış bu ortamın ruhunu bozar. Doğayı dinlemeyi seç.
Sazak Koyu’nda gece olmak bir başka güzel. Şehir ışıklarından uzak olduğu için gökyüzü olduğundan çok daha net görünür burada. Samanyolu’nu çıplak gözle izleyebilir, kayan yıldızları takip edebilir, hatta sadece göğe bakarak saatler geçirebilirsin. Kamp ateşi yakmak kesinlikle yasak olsa da, çadırının önüne serdiğin matta uzanıp doğayı dinlemek, gökyüzünü seyretmek her şeye değer.
Gecenin sessizliğinde, insan iç sesini bile daha net duymaya başlıyor. Sazak Koyu, bir nevi ruhunla baş başa kalabildiğin nadir yerlerden biri. Ve bu anlar, şehirde hiçbir deneyimin yerini dolduramayacağı kadar kıymetli hale geliyor.
Ateş yakmak kesinlikle yasaktır. Bölge çam ormanlarıyla çevrili olduğu için yangın riski çok yüksek.
Telefon sinyali çok zayıf olabilir. Acil durumlar için hazırlıklı olmak önemli.
Yaban hayatına saygı göster. Burası senin kadar başka canlıların da evi.
Grupça kamp yapacaksan, kalabalık hareket etmemeye ve doğadaki dengeyi bozmamaya özen göstermelisin.
Gündüz çok sıcak, gece ise serin olabilir. Giyimini buna göre planla.
Sazak Koyu’nda kamp yapmak, aslında bir geri dönüş hissi. Doğaya, kendine, zamansızlığa… Her şeyin hızla aktığı dünyada, burada zaman duruyor gibi. Sabah gözlerini açtığında gökyüzüyle, denizle ve ağaçlarla baş başa uyanmak, en pahalı otelde geçireceğin geceden daha huzur verici olabilir.
Hazırlıklı geldiysen, doğayı dinlemeye niyetliysen ve gerçekten "kaçmak" istiyorsan — Sazak Koyu seni bekliyor. Ama unutma, gittiğinde yalnızca iz bırak: ayak izleri... çöp değil, gürültü değil.